9 Ekim 2015 Cuma

Geçmiş Ekosistemler Dünya'nın En Büyük Kitlesel Yok Oluşlarını Nasıl Atlatabildiler?



Geçtiğimiz hafta Science dergisinde yayınlanan bir çalışmaya göre geçmiş bazı türlerin popülasyonlarında kitlesel yok oluşlar sonrasında meydana gelen sıçramalar sistemde bulunan birbirinden farklı türlerin sayısına yani biyoçeşitliliğe bağlı değil. Araştırmacılar, fosil kayıtlarının analizi ve çeşitli modellemelerle çevresel koşullarda meydana gelen travmatik ani değişimler sırasında nasıl istikrarlı kalabileceğini en iyi belirleyen türlerin kitlesel yok oluşu sağ atlatabildiklerini gördüler.
California Academy of Sciences (Kaliforniya Bilimler Akademisi) üyesi Peter Roopnarine bir ifadesinde "Şu anda gezegenimizin içinde olduğu sürecin geçmiş bir örneği yok. Yakın tarihe baktığımızda hızlandırılmış iklim değişikliği, küresel yok oluş ve doğal yaşam alanlarının tahribatından oluşan bu özel kokteyli bir arada bulamayız. Biz ancak fosil kayıtları aracılığıyla tarihteki değişen çevresel şartları kurgulayıp ekosistemin bu değişen çevreye olan tepkisini inceleyerek geçmişte yaşanmış olan biyolojik krizlerin örneklerini keşfedebiliriz. " sözlerine yer veriyor.
Peter Roopnarine ve Field Museum of Natural History'den (Field Doğa Tarihi Müzesi) Kenneth Angielczyk yaklaşık 250 milyon yıl önce yaşanmış olan 'Great Dying' (Büyük Yok Oluş) olarak da bilinen Permian-Triassic yok oluşu sırasında Güney Afrika’da bulunan Karoo Havzasındaki karasal toplulukları yeniden canlandırdılar. Aynı kaynakları kullanan fakat farklı türlerden oluşan grupların, kitlesel yok oluşa neden olan olayın hemen öncesinde, olay süresince ve olaydan hemen sonrasındaki değişimini analiz etmek amacıyla fosil kayıtlarını baz alan matematiksel bir model geliştirdiler. Popülasyondaki her hayvanın oynadığı rolü değiştirerek veya av ve avcı arasındaki ilişkiyi yeniden organize ederek her topluluk için 100 alternatif besin zinciri oluşturdular.
Roopnarine: "Gördük ki, yok oluş öncesindeki topluluğun ve tüm alternatif modellerinin yok oluş sonrasında her zaman en istikrarlı olan üyeleri hayatta kaldı. Türlerin sahip olduğu kaynakları sabit tuttuğumuzdan her türün ekolojik rolünün (besin zincirindeki görevinin) yok oluş sırasındaki istikrarı etkileyen önemli bir faktör olduğunu biliyoruz. Büyük biyoçeşitlilik kaybına rağmen bazı ekosistemlerin görece sabit kalması oldukça şaşırtıcı.”
Yerel bazlı istikrarın artışında biyoçeşitlilikteki zenginliğin değişimi değil fonksiyonel organizasyon rolünün etkili olduğu görülüyor. Ayrıyeten yok oluş sırasında hayatta kalan türler, kısmen de olsa hayatlarını balık ve amfibiler dışındaki tüm küçük cüsseli omurgalı amniyotların yok oluşuna borçlu. Yok oluş sürecinin erken evreleri boyunca sürüngenler ve memeli akrabaları en riskli konumdaki canlılardı. Roopnarine: "Bir fare olmak için kötü zamanlardı. Günümüzde çok zor şartlarda bile hayatta kalabileceklerini biliyor olsak da farelerin Permian ve Triassic dönemlerindeki antik kuzenleri büyük topluluklar içinde şanssız bir role sahiplerdi." Küçük türler sayıca azken büyük amniyotlar dominant ise (tam tersi değil) besin ağı sabit kalır. Küçük türler bireysel olarak başarılıydılar fakat toplu olarak istikrarlı bir popülasyonu oluşturamadılar.
 
Kitlesel yok oluş başlangıcından öncesi için Karoo paleotopluluğu besin zincirinin detaylı bir parçası. Küreler bireysel türleri ve aralarındaki oklar ise enerji akışının yönünü gösteren avcı - av ilişkisini temsil ediyor. Peter Roopnarine

Kapak Görseli: Permian-Triassic kitlesel yok oluşundan sağ kurtulabilen eski bir memeli türü olan Lystrosaurus, Güney Afrika'da bulunan Karoo havzasındaki bir göl kenarındayken görülüyor. Marlene Donnelly
Kaynak: http://www.fizikist.com/gecmis-ekosistemler-dunyanin-en-buyuk-kitlesel-yok-oluslarini-nasil-atlatabildiler/
Önceki Yazı
Sonraki Yazı

0 yorum: